30.06.2010 11:19:57
Geçtiğimiz Mayıs ayında “Türk basınının dış politika konusundaki genel yaklaşımını ve bu alanda yapılan haberciliği” çözümlemeyi amaçlayan bir çalışmayla tanıştık.
Medyanın çeşitli alanlarında uzmanlaşmış M.Mücahit Küçükyılmaz ve Hakan Çopur tarafından gerçekleştirilen bu çalışma, “medya kurumu”, “medya mesajı” ve “medya etkisi” gibi alt araştırma alanlarını da kuşatan bir doğrultuda tasarlanmış.
Rapor biçiminde kitaplaştırılarak medya dünyasının ve mensuplarının ilgisine sunulan çalışmayla, Türk dış haberciliği konusunun, neredeyse ciğerine kadar inilmiş. Rapordan anlaşıldığına göre, Türk dış haberciliği daha çok yol kat edip daha çok fırın ekmek yemeli.
İlginç ve önemli bulduğum bazı görüşleri, saptamaları ve satır başlarını Medyaloji okurlarıyla paylaşmak istedim:
“Modern dünyanın en önemli özelliklerinden birisi, bilgiyi bir iktidar aracına dönüştürmesidir. Oluşan kültür içinde, imtiyazlı bir azınlık tarafından üretilen ve ticari faaliyetin nesnesi haline getirilen bir iletişim pratiği ortaya çıktı. Bu pratiğe yön verenler, gittikçe büyüyen bir enformasyon pazarına da hükmeder hale geldiler.”
“Genç bir gazeteciye göre, dış haberciler en az önem verilen birimdir. Bunun kökeninde ise, Türkiye’deki iç politika gündeminin çok ciddi bir ağırlığının bulunması ve özellikle görselliğin öne çıktığı televizyon haberciliğinde, iç haberlerin her zaman daha çok ve çeşitli görsel malzemeye sahip olması yatmaktadır.”
“Kıdemli bir gazetecinin deyimiyle, ‘kaliteli ve iyi yetişmiş biri basında çalışmaya gelmez, hadi geldi diyelim fazla kalmaz. Çünkü onu tatmin etmez oradaki seviye. Ayrıca dışarıda daha fazla para kazanabilir bu adam. Gelip basında düşük profili görünce fazla kalmıyorlar genelde’...”
“Ajans yoğunluklu bir dış politika haberciliği yapıldığını vurgulayan kıdemli bir köşe yazarı, bunun gerekçesini açık biçimde dile getirmektedir: ‘Aslında muhabirler dış haberin kaynağı olmalı, ama basının mali imkanları son krizden çok etkilendi. Dolayısıyla internetten çevrilme haberler, daha kolay ve ucuz kullanılıyor’…”
“Türkiye’de maalesef dış haber kaynaklarının tamamına yakını batılı kaynaklardır. Mesela Arap basınını takip eden o kadar az insan var ki. O zaman elinizde ne kalıyor; ajanslardan gelen haberleri çevirip yayınlamak.”
Sadece editoryal müdahale olabilir, sansür olmaz…
“Bir kere bizde görünmeyen kurallar vardır, ama bu sansür değildir; kontrol mekanizmaları demek daha doğrudur. Siz, çalıştığınız gazetenin görünmeyen kurallarını zaten bir süre sonra öğrenir ve ona göre haber yapmaya başlarsınız. Dolayısıyla yukarıdan bir müdahaleye pek gerek kalmaz.”
“Aslında hangi habere ne olacağını muhabir de bilir, editör de. Çünkü bazen, mesela Ermeni meselesiyle ilgili kritik haberler çıkar ama her zaman, olduğu gibi yazılamaz. Çünkü yanlış zamandır. O yüzden her gazete, durduğu yere göre, muhabirlerin de editörlerin de bildiği, gizli bir düzenleme mantığına sahiptir.”
“Bir dış haberciye göre, ülke çıkarları ile gazeteciliğin gerekleri arasında yaman bir çelişki vardır. Bazen gerçek bir haber yakalarsınız ama ülke çıkarı diye yazamazsınız. Milliyetçilik ile ülke çıkarı farklı şeylerdir. Mesela İngiltere milliyetçi bir ülke değil, ama ulusal çıkarları konusunda, gazetecilerine kadar çok bilinçlidir.”
“11 Eylül’den sonra yabancı basın çok fazla faciaya imza attı; Irak örneğindeki gibi. En çok güvendiğimiz New York Times dahi, Kuzey Irak’ta kitle imha silahları yalanına ortak olmuştu. Bu sebeple, özellikle 11 Eylül’den sonra örnek aldığım pek yabancı gazete yok.”
Torpilli olanlar dış habere yollanıyor…
“Dış habercilerin yurt dışına gitme/gönderilme konusunun meslek içi rekabet boyutunu en açık ifade eden yaklaşım, genç bir diplomasi muhabirinin sözlerinde görülebilir: ‘Maalesef yurt dışına gitme imkanı pek yok, olanlar da genelde torpillidir. Üst kademeden torpilli olanlar daha kolay gider yurt dışına’…”
“Dünyanın her yerinde magazinel haber yapma durumu söz konusudur. Ancak siz New York Times’ı ya da Guardian’ı aldığınız zaman, gündemin önemli maddeleriyle ilgili çok ciddi haber, analiz ve yorumlar bulabileceğinizi bilirsiniz. Bu durum, o gazetelerde hiç magazin olmadığı anlamına gelmiyor; bilhassa dünya haberleri verdikleri sayfalarda ciddi habercilik yaptıkları anlamına geliyor.”
“Eskiden tek bir senaryo vardı ve herkes bu senaryoya göre düşünürdü. Şimdi birçok ve alternatif senaryolar var. Türkiye’de medyanın vizyonu yok; hala soğuk savaş alışkanlıklarıyla gazetecilik yapan ve köşe başlarını tutmuş birçok insan var. Ama dünya çok değişti.”
“Uzaydan İstanbul’a veya Ankara’ya gelen bir uzaylı, dünyada başka yer yok sanır; o denli Türkiye merkezli bir bakış açısıyla dış habercilik yapıyoruz.”
Bilgi üretmek lüks mü?
“Türk basını, dış politika haberciliğini büyük oranda kopyalama üzerinden yürütüyor. Bilgi üretmek lüks gibi algılanıyor. Esasen kamu yararına olması gereken gazetecilik mesleği, farklı güçler için kullanılan bir araç haline geldi. Bunun üç sebebi var: Ekonomik angajmanlar, siyasi ilişkiler ve kültürel sermaye.”
“O kadar ajans bağımlısıyız ki, Anadolu Ajansı bir gün servis yapmasın, bütün gazeteler dökülür. Özgün habercilik çok zayıf. Bağımsızlık, Türk gazeteciliğinde yeterince gelişmemiştir. Muhabir sayımız ve kalitemizin iyileştirilmesi lazım.”
“Sermaye sahipliği medyamızdaki temel meseledir. Sermaye ve zihniyet çeşitliliği arttıkça, bu Türkiye’nin lehinedir. Türk basınındaki tekel yapı değişiyor. Alternatif medya mecraları artıyor. Eski tek tip yapılar yerine geniş perspektifli gazetecilik yükseldikçe, gelecek için umutlu olabiliriz.”
***
Ben burada kitabın bazı satırbaşlarını ele aldım; oysa 167 sayfadan oluşan kitap, Türk dış haberciliğine dair çeşitli ayrıntılar ve örneklerle bezenmiş.
Daha fazlasını bilmek isteyenler, ”Seta Rapor-Türk Basınında Dış Habercilik” adıyla, Seta Yayınları tarafından basılan bu kitabı bizzat elde etmeliler.
İlgilisinin okumasında fayda olduğunu düşünüyorum.