07.07.2010 11:47:25
Türkiye, 2 Temmuz’da yeni bir acıyla sarsıldı. Aynı gün internet medyasında yer alan haberde şöyle yazıyordu: “İstanbul’da yaşayan 9 yaşındaki Bahadır Sapan, ranzasında kravatla asılı şekilde bulundu. Polis, küçük Bahadır’ın intihar etmiş olabileceği üzerinde duruyor.”
Ne olmuş ki? Her gün medyada yer alan aynı türdeki yüzlerce haberden biri diyebilirsiniz. Gazetelerin üçüncü sayfalarının ve televizyon bültenlerinin, bunlarla dolu olduğunu da söyleyebilirsiniz.
Doğru…
Gün geçmiyor ki, Türkiye yeni bir felaket haberiyle karşılaşmasın. Terör, intihar, cinayet derken; bir türlü bitmeyen olumsuzluklarla geçiyor günlerimiz. Trafik kazaları ise cabası.
Ancak, Bahadır Sapan’ın haberi üzerinde bir başka düşünmek gerek.
İntihar, hasta ruhların eylemidir. Dokuz yaşındaki bir çocuğun, intihar derecesinde depresif bir ruha sahip olması nasıl, hangi şartlarda mümkün olabilir? Hayatına son vermeyi, bir çocuk kendi başına nasıl düşünebilir ve hatta karar verebilir? Biraz kafa yormalı, bunları kendimize sormalıyız.
Medyanın daha dikkat etmesi gerekse de, çözüm ailelerde...
Hadi kendi başına düşünebildi ve karar verdi diyelim. Peki, kravatla ve ranzaya bağlanarak yapmasını nasıl açıklarsınız? Çocuk doğuştan intihara meyilli ve dokuz yıllık ömrünü, eylemi nasıl yapacağının yöntemlerini ve biçimlerini araştırarak mı geçirmiş?
Psikologlara göre, çocuğun bunun için herhangi bir araştırma yapmış olması gerekmiyor.
Gerekmiyor; çünkü, konuyu irdeleyen uzmanların çalışmaları ortaya koyuyor ki, çocuklar televizyonda izledikleri diyalogları, sözleri ve davranışları taklit ederek öğreniyorlar. Televizyondaki program ve dizilerdeki örnek aldığı kişilerle özdeşleşirken, onlar gibi konuşmaya, davranmaya ve varoluş biçimi geliştirmeye özeniyorlar. Şiddeti ve saldırganlığı bir sorun çözme veya kendini ifade etme yöntemi olarak benimsiyorlar.
Bahadır’ın taklit ederek öğrenmek istediği şey, maalesef öğrenemediği oldu.
Medya, şiddet içeren yayınlarıyla adeta gizli bir terör yaratıyor. Yayınlar, zamanla etkiyip zarar veren sinsi bir terörist uygulamasına dönüşüyor.
Ancak sadece medyayı suçlayarak bir yere varmak mümkün değil. Yasakçı bir zihniyet ise hiç çözüm değil.
Günümüzde, çocuklarımızın eğitimlerinin önemli kısmını, haber müdürlerine, yapımcılara, programcılara ve de senaristlere bırakmış durumdayız.
Medya figürleri neyi yazar; neyi, nasıl sunarsa, çocuklarımız o yönde gelişim gösteriyor ve davranış biçimi sergiliyor.
Toplumlar duyarsız. Ebeveynlerin çoğu tepkisiz davranıyor; çocuklarını medya figürlerinin ellerine teslim ettiklerinden ya da işin vahametinden habersiz gibiler.
Medyanın daha dikkatli olması gerekse de, çözümün yolu aslında ailelerden geçiyor.
Uzaylı, perili, sihirli dizi filmler, çocukları etkiliyor…
Hatırlayın. Özellikle 2008 yılında televizyonlarda perili ve sihirli dizi furyası son gaz sürüyor ve ekranlar bu filmlerden geçilmiyordu. Bez bebek, Sihirli Annem, En İyi Arkadaşım, Selena gibi diziler TV ekranlarını süslüyor ve çocukların vazgeçilmezleri arasında yerlerini alıyorlardı.
İşte o dönem Medya Takip Merkezi (MTM), bir anket yaptı. Anket’in tek bir sorusu vardı: “Sizce, son zamanlarda ekranlarda sıkça yer alan uzaylı, perili, sihirli dizi filmler, çocukları nasıl etkiliyor?”
Cevaplar ve aldıkları oy oranı ise şöyle gerçekleşmişti:
* Olumsuz; karşılaştıkları her sorunu parmaklarının arasından çıkan ışıltıyla çözebileceklerini ya da eve gizlice girecek uzaylı bir kahramanın, yaşantılarını kolaylaştıracağını düşünüyorlar. ( % 84,43)
* Ne olumlu ne de olumsuz, sadece eğlendiriyor. (%12.45)
* Olumlu etkiliyor, ufuklarını genişletiyor. (% 3,12)
Anlaşılan ankete katılanlar, durumun farkındaydı. Ancak çocuklar, medyadaki şiddetin etkisinden ne kadar korunuyor; aileler çocuklarının TV izleme kontrolünü ne kadar elinde tutuyor, işte bu muamma...
Görünen o ki, bu konuda başarıdan söz etmek şimdilik pek olası değil.