10.03.2011 11:29:56
Erkek egemen bir toplumda siyasetin de, ekonominin de, medyanın da, reklamın da ve her şeyin de hep erkekten yana olması çok normal. Anormal olan ise bunun normal olması… Her şey daha çok küçükken başlamış, nasıl birer birey olmamız gerektiği daha ilkokul sıralarındayken bilinçaltımıza işlenmişti: Küçük Ayşe bebeğini sallayacak, ona mama verecek, küçük asker de tüfeğine bakacak ve palaskasını takacaktı. Ayşe’nin kendini başka bir görev için yetiştirmesi düşünülemezdi. Evinde oturacak, çocuklarına bakacak, elinin hamuruyla erkek işine karışmayacak, dekolte giymeyecek, karnından sıpası, sırtından da sopası eksik olmayacaktı (“En az üç çocuk”). Sırtındaki sopa kimi zaman gerçek kimi zaman mecazi anlamdaydı ama hep vardı. Kocasının dilindeydi bazen, bazen babasının gözünde, kardeşinin elindeydi kimi zaman, patronunun sözünde, çoğu zaman medya köşelerinde, kimi zaman bir reklam metninde… Herkes kadın olamazdı çünkü kadın olmak çok zordu ama kadını aşağılamak, ezmek, dövmek, sövmek çok kolaydı…
Fiat’ın Yeni Punto reklamı (1) tam da Dünya Kadınlar Günü’nün olduğu haftaya denk geldi. “Talihsizlik” diyemeyeceğim çünkü bunun hesap edilmesi gerekirdi. Reklamda yine ikinci planda kadın var; bir türlü hazırlanamayan, kıyafet seçemeyen, ayakkabı beğenemeyen, sinir bozucu, aşağıdaki sempatik erkeğini beklemekten usandıran kadın! Kadınlar hep böyledir zaten öyle değil mi? Zaten reklamlardaki kadının pek fazla bir şansı da yok. Ya bekleten olacak, ya seks objesi, ya aptal sarışın… Hatırlarsanız Toyota da kadınlardan vazgeçmişti. Önce aile arabasıydı, sonra Tuncel Kurtiz’in sesinden, sadece erkeklere, erkeklerin egosuna hitap eden bir marka olmuş ve tehditkar bir ses tonuyla bize seslenmişti “Ya Toyota alırsın!..”. Zaten erkekler otomobillerine kadınlarından daha çok değer veriyorlar. Hani şu Head & Shoulders reklamındaki (2) gibi; kadın bir trafik kazası geçirmiştir. Erkeğin çok değerli otomobili göle düşmüştür. Kadın elinde tamponla eve gelir ve olayı erkeğe anlatmaya çalışır. Ama çok korkmaktadır çünkü erkek kadına hiç değer vermez, kadın otomobilden değerlidir ve kadının ruhunun, güzelliğinin, inceliğinin sakinleştiremediği adamı şampuan sakinleştirir.
Yeni Punto reklamı daha farklı olabilirdi, hele ki 8 Mart haftasında yayınlanmaya başlayan bir reklamsa çok ama çok farklı olmalıydı. Evde şiddet gören kadın olabilirdi mesela başrolde, kocasının şiddetinden kaçmaya çalışan bir kadın. Reklamın sloganı aynı olabilir yani “Hayatta bir şeyler yavaşa Punto Evo seni hızlandırır”. O anlar bir kadın için oldukça yavaş geçer, çünkü şiddet ve korku ağır ağır örter kadının üzerini, o dakikalar geçmek bilmez… İlla şiddete maruz kalan kadınları işaret etmeye de gerek yok. Sabah erkenden kalkan, çocukları ve eşi uyanmadan kahvaltı hazırlayan, ütülenecekleri ütüleyen bir kadın olabilirdi reklamda. Sabah kahvaltılık bir şeyler almaya gidebilirdi Punto ile; kocası henüz yataktan kalkamamışken… Ama maalesef olmadı, kadınlar yine ikinci planda kaldı.
Siyaset, medya, eğitim sistemi genç zihinlere bir kadın modeli yerleştiriyor; güçsüz, aciz, tembel, bir işe yaramaz, ikinci sınıf vatandaş, seks objesi bir “mahlûk”, ucube bir heykel. Bu ucube heykel çoğumuzun; benim, senin, onun, bizim, sizin, onların yani hepimizin beyninin başköşesinde duruyor. Bu ucube heykeli yıkalım!
Samimiyetsiz ve çok itici bir reklam!
Azra Akın, Azra Akın’ın kız kardeşi, Yavuz Seçkin, Avea ve Avea’nın reklam ajansı birleşmiş, bizlere yılın en samimiyetsiz, en itici, en cıvık reklamını(3) sunmuşlar. Reklamlar senaryo olur, yalan olur, samimiyetsiz olur da bu kadar mı olur!
(3) http://www.medyaloji.net/haber/Avea_nin_yeni_reklam_yuzu_azra_akin_.htm