10.03.2010 11:06:49
Reklamın iyisi, kötüsü olmaz mı sahiden?
Elbette olur. Onlarca çeşit mecra yoluyla, her türlü rakibi geçerek tüketiciye ulaşmanın hedeflendiği günümüz reklam yarışlarında, aynı zamanda kirliliğinde, reklamın iyisi de kötüsü de artık olur…
Reklamda, son zamanların karakteristikleri olarak şunlar gözümüze çarpıyor: Mizah sık ve yoğun kullanılıyor, ürünle tüketici arasında duygusal bağlar oluşturulması amaçlanıyor, güne veya döneme yönelik özelleştiriliyor (ramazan, bayram, yılbaşı, sevgililer günü reklamları gibi) ve özellikle şu sıralar, eski Yeşilçam üslubu revaçta tutuluyor.
Kabul etmek gerekir ki; aradan sıyrılmak, hedef kitleye ulaşmak, reklama ayrılan bütçenin hakkını vermek, kısaca amaca ulaşmak için reklamın iyisi de kötüsü de artık olabiliyor.
Hangi göz, neyi nasıl görüyor ve algılıyor, kim reklamdan nasıl etkileniyor, ancak işin ayrıntılarına bakıldığında anlaşılıyor.
Medyaloji okuru bir finans uzmanı, kendi sektörünün reklamlarına dair görüşlerini, e-posta yoluyla bakın nasıl dile getirmiş:
“Kendi sektörümle ilgili olarak seyrettiğim reklamlar, bu reklamların niye yapıldığı konusunu düşündürdü bana. Amaç, bak reklam yapıyoruz diye kendini ortalara atmak mıdır, bilinirliği artırmak mıdır, mevcut bir ürünü tanıtmak mıdır, ya da nedir, anlayamadım?
Seyrettiğim iki reklam, ilgi alanım nedeni ile oldukça dikkatimi çekti.
Öncelikle şunu belirtmek isterim. Bizim sektörümüzde, sermaye piyasalarında, analistler vardır. Bunlar, bilanço analizi yaparlar, yani somut veriler vardır ellerinde ve konu ile ilgili yorumlar getirirler. Finans şirketlerini bir kenara koyarsak, tüm şirketlerin bilanço sistemi nerdeyse aynıdır. Birini okumayı bilen, hepsini okur, hiçbir yaratıcılık gerektirmez. Fakat buna rağmen, her sektörün analisti ayrıdır ve o sektörle ilgili uzmanlaşmıştır. Sanayi şirketleri, çimento şirketleri, bankacılık veya finans sektörü uzmanı gibi…
Sebebi ise çok basit. Bu kişiler, halka açık firmaları incelerken, halka açık olmayan, aynı sektörle ilgili diğer firmaları da bilmelidirler. Sektördeki tüm gelişmeleri, mevzuat değişikliklerini vs. inceler ve buna ilişkin şirket bilançosunda meydana gelebilecek durum değişikliklerini de dikkate alarak konuyu değerlendirirler. Neyse, bu konuyu fazla uzatmayayım.
Sanırım, reklam sektöründe durum aynı değil. Belki de, zaten öyle olması gerekmiyor. Ancak öyle görülüyor ki, reklamcılıkta bu iş, en azından özellikli ürünler için, bankaların veya ilgili finans kurumlarının asıl konularına bakmadan yapılıyor ya da bu şirket veya kurumlardaki ilgili yetkililer, ne istediklerini yeterince açıklayamıyorlar.
Örnek mi?
Geçen kasım ayında yayınına başlanan VOB Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası reklamını, hem işim dolayısıyla hem de Sertap Erener’e olan beğenim nedeniyle, ilgi ile izledim. Sonuç mu? Reklamın iyisi kötüsü olmaz gibi bir anlayışla yola çıkılmışsa, amaca ulaşılmış.
Mozart eşliğinde vob vob diye bağıran Sertap Erener, kafasında şapkasıyla sanki bir petrol şirketinin reklamını yapıyor.
Gerçekten de kaç tane insan, bu müzik şölenli reklamdan sonra minik yazılarla çıkan www.vobnedir.org sitesine girip baktı, konuyla ilgilendi veya VOB’un ne olduğunu anladı, merak ediyorum.
Diğer bir reklam ise Albaraka Türk’ten…
Değerlerini koruyarak kendilerini yenilediklerini söyleyen, kendilerini kendileri ile değiştirdiklerini ve logo değişikliğini gösteren bir reklam. Eskileri ise arabaya koyup gönderdiler. Eski halleri kötü müydü, memnun değil miydik de yenilenmek zorunda kaldılar, bilemiyorum.
Bu durumda merakım, bu reklamla izleyiciye ne vermeye çalışıldığı…
Mesaj, müşteri profilini değiştiriyoruz mudur, çalışanlarımız size artık daha çok ilgi gösterecek midir, yeni halimizle eskisinden daha enerjik olacağız mıdır, nedir bilemedim.
Bu arada, kamyon giderken içinde müşteri olduğunu düşündüğümüz yaşlı bir kadın unutuldu. Aslında sevimlilik katmaya çalışılmış ama bizim işimizde sevimlilik olmaz, dikkat olur.
İki örnekte de dikkatimi çeken şey ise, üzerinde uzmanlaşılmamış olunduğundan yüzeysel anlatımların yapılmış olması. Belli ki, yapılar tam anlaşılmamış, dolayısıyla anlatılamamış. Belki başka sektörlerde de böyle reklamlar vardır ama ben kendi sektörümüzle ilgilendiğimden bunları örnek veriyorum.”
Altını çiziyorum, bu yorumların sahibi reklamcı değil, yukarıda sözü edilen reklamların ait olduğu sektörün bir mensubu. Tespitlerinde haklıdır ya da değildir. Reklamcılıktan ve dilinden anlıyordur veya anlamıyordur. Belki, reklamcılığın da finans dili gibi rakamlarla ve verilerle yapılması gerektiği gibi yanlış bir düşüncesi vardır.
Ancak, öyle bile olsa, dikkate alınması gereken görüşleri olduğu kesin.
Çünkü bu kişi, kendini reklamveren tarafında konumlandırıp sahip çıktığı sektörünün reklamlarıyla özdeşleşerek aslında şunu diyor: “Siz bu reklamla, benim sektörümün özellikli bir ürününü yeterince ve doğru tanıtamıyorsunuz. Bu da bana fayda sağlamıyor. Biraz irdeleseniz, zarar verdiğini bile görebilirsiniz.”
Ben böyle anlıyorum.
Reklamların, sektörün içindeki uzmanlara yönelik hazırlanmadığı, asıl olanın son kullanıcı veya tüketici olduğu ve mesajların da buna göre hazırlandığı, malum. Bir hizmeti veya ürünü işin uzmanına anlatmak ile sıradan tüketiciye anlatmanın başka başka şeyler olduğu da malum; muhtemelen kendi sektörünün reklamlarına bu yorumları yapan finans uzmanı kişi de bunu biliyordur.
“Daha çok uzmanlaşın”, “şöyle-böyle yaparsanız mesajları daha iyi verirsiniz” gibi ahkam da kesmiyor.
Sadece; tercüman olması gerekenlerin, ürünü daha iyi ifade etmesini istiyor.
Reklamcılara duyurulur.