27.04.2011 13:35:59Daha öce dediğim gibi reklamlar gerçek değiller ama son zamanlarda reklamlar bize gerçekleri anlatmaya başladılar. Peki, hangi gerçekleri? Çalışarak bir ev sahibi olamayacağımız gerçeğini, bir işimizin olmasının emekliliğimizi garanti etmediği gerçeğini, okullarda okumamızın bir işe yaramadığı gerçeğini, siyasetçilere oy vermemizin bizim lehimize olmadığı gerçeğini, medyanın özgür olmadığı gerçeğini ve bir köle olduğumuz gerçeğini…
Reklamların amacı ilgili markayı olduğundan daha iyi, rakiplerinden daha üstün ve tüketici için en iyi olduğunu göstermektir. Bu marka ürün, kişi ya da kurum olabilir, gerçek değişmez! Buradaki değişmeyen gerçek, reklamlarda önemli olanın biz değil reklamdaki marka olduğu gerçeğidir. Biz sadece hitap edilen kesimiz. Bize, teknik olarak “hedef kitle” ya da gizli anlamda sömürülecek insan yığını denir. Evet, biz buyuz; bizler sömürülecek insan yığınıyız, değersiziz ve hiçbir şeyin farkında değiliz. Varlığımız önemli ama bu önem, markaların varlığını garantilememizden kaynaklanıyor. Pille çalışan oyuncak bir araba için pil ne kadar önemliyse, reklamlardaki marka için bizler de o kadar önemliyiz. O arabanın hareket etmesi ancak bizim ona verdiğimiz enerjiye bağlı. Eğer biz pil olarak o arabaya enerji veremezsek, yani bitersek, ne olacağını hepimiz biliyoruz; çöpe atılacağız. Her marka; ürün, siyasetçi, gazete veya dergi kendine uygun bir pil arar ve bu pillere göre strateji belirler. Normal hayatta da piller kullanıldıkları yere göre çeşitli boyuttadırlar. Kendine uygun pilleri belirleyen markalar bu kez pillerin enerjisini alabilmek için strateji belirler. Bu strateji yarışı insanlık için değil, piller içindir.
Tüm suçu markalara atmayalım, piller yani bizler de bunu istiyoruz. Markaların pilleri sömürme yarışındaki en ilginç durum pillerin bu yarışta markalardan daha istekli olmasıdır. Dünyadaki sistem bizi birer pil yaptı ve bizler pil olmayı kabullendik. Çoğu insan pil olduğunu biliyor veya kendisini pil zannediyor. Kendini pil sananlara “Hey sen insansın!” desek bize inanmaz, belki de bize çok feci tepki gösterirler. Çünkü bir düzene alışmak, o düzenin renkli ama yalan dünyasında yaşamak güzeldir. Çoğu insan gerçeği bilmek istemez çünkü yalan güzeldir, gerçek ise acı verir ve gerçek her zaman yalandan daha renksizdir. Gerçek zordur, gerçek yıkıcıdır, gerçek mutsuzluktur; yalan dünyamızın başımıza yıkılması mutsuzluğu…
Bana kızıyor musunuz? Bana inanmıyor musunuz? O zaman neden televizyonu kapatamıyorsunuz?
Reklamlara iyi bakın, gazetelere ve dergilere iyi bakın, onları iyi dinleyin; sizin için mi yoksa kendileri için mi oradalar? Eğer sizin için oradalar ise neden sizin için en önemli olan şeyleri gizliyorlar? Neden 5 lira değil de 4,99 diyorlar? Neden 1 Lira 17 Kuruş değil de 117 Kuruş diyorlar? Neden alt yazılar çok küçük yazılıyor ve hızla geçiyordu ekrandan?
Neden evinizde plazma TV var da yangın söndürücü tüp yok? Neden ihtiyacınız yokken daha fazlasını istiyorsunuz? Neden siz değil de giydiğiniz kıyafet kişiliğinizi gösteriyor? Neden mutluluğu kapakta arıyorsunuz?
Ünlüler neden size reklamlarda sesleniyorlar da toplumsal olaylarda susuyorlar? Neden gazeteler sadece gazete vermiyorlar? Neden en önemli haberler “Az sonra” yayınlanıyor? Şiddet içeren görüntüler size neden gösteriliyor? Neden haber siteleri kadın teşhirine dayanan foto galerilerle donatılmış?
Çocuğunuz yıllarca okul okumasına rağmen üniversiteyi kazanmak için neden dershaneye gitmek zorunda? Üniversiteyi bitiren çocuğunuz iş bulmak için neden yıllarca beklemekte? Neden siyasi iradenizi kullanmanıza izin vermiyorlar? Oy hakkınıza neden baraj koyuluyor?
Eğer görebilirsek reklamlar her şey bize gerçekleri anlatıyor. Markalar; gazeteler, dergiler, televizyonlar, ürünler, siyasetçiler bize sesleniyorlar; kendileri için gerekli enerjiyi onlara vermemizi istiyorlar…