

































Hemen başında sıcak savaşlarla başlayıp devamında iki kutuplu bir dünya olarak süren 20.yüzyıl, belki de insanlık tarihi boyunca dünyadaki değişikliklere en fazla tanık olunmuş zaman dilimidir.
İki dünya savaşının geride bırakıldığı, ardından en katı soğuk savaşların yaşandığı bir dönemdir, yirminci yüzyıl.
Doğu Avrupa ve Kafkas ülkeleriyle bütünleşen Rusya ile batı Avrupa ülkeleriyle birlikte hareket eden ABD, iki merkezli bir dünyada kıyasıya yaşanan soğuk savaşların yıllarca liderliğini yaptılar.
Ünlü dilbilimci Noam Chomsky’nin, kitle iletişim araçlarının toplum üzerindeki etkisini ortaya koyduğu ‘Medya Denetimi’ ve ‘Medya Gerçeği’ adlı kitaplarında, konuya dair söyledikleri, en öz haliyle şöyle:
“Yirminci yüzyılın hemen başlarında propaganda, özellikle siyasi etkinin sağlanmasında önemli bir faktör olarak öne çıktı. Etkinlik alanını medya üzerine inşa edip yeterince güçlenince de, toplumun doğru ve yanlış değerlerini etkiledi, demokrasinin nasıl olması gerektiğini biçimlendirdi.
Medyanın, topluma gizli, dolaylı ya da doğrudan, ancak istemesini de sağlayarak kabul ettirdiği biçimlemeler, yeni yüzyılda da değişmedi.
Daha incelikli yöntemlerle düşmanlarını şeytanlaştırırken, yandaşlarını melekleştirmekten vazgeçmedi. Medyanın sermaye, siyasetçi ve iktidarla ilişkisi, her geçen gün tarafların meşruiyetini daha çok kemiren bir sorun olarak ortaya çıktı. Buna bağlı olarak, etik kavramı da medyayla her geçen gün daha fazla ilişkilendirilerek tartışılmakta.”
Özetle, böyle diyor Chomsky.
Siyasiler ve siyaset dünyası tarafından yüz yılı aşkın süredir bilinçli ve amaçlı kullanılan medya, günümüzde siyasetçilerin yanı sıra, şahısların, şirketlerin ve kurumların mesajlarını geniş kitlelere ulaştırma yönünde, en etkin rolü üstlenmeye devam ediyor.
Medya ve medya ilişkileri, herhangi bir hedef kitle ile çoklu bir iletişim kurma ihtiyacı doğduğunda veya bunun sürekliliği istendiğinde, ilk akla gelen oluyor ve etkinliği tartışmasız kabul görüyor.
Medyanın etkisi ve gücü üzerine bir ölçü olması amacıyla, kendimize şöyle bir soru soralım:
“Kötü adamların film kahramanlarımıza yaptığı (şimdilerde pek masum kalan) hainlikleri izlerken bile gözyaşlarına boğulduğumuz Türk filmleri yıllarından, yüz binlerce kadın ve çocuğun üzerine Irak savaşı sırasında atılan binlerce bombayı, havai fişek gösterileriymiş gibi izler hale dönüşmek için hangi süreçler içinden geçirildik acaba?”
Medyanın olumsuz etkilerinden daha çok olumlu etkilere sahip olabileceğini aklımızdan çıkarmadan; bilinçli “bilgi ve haber tüketicisi” olmanın önemini, artık daha iyi anlamamız gerekiyor.