23.09.2009 10:54:56
Karnını doyurma, uyuma, barınma, üreme gibi temel güdü ve ihtiyaçlarını gideren insan, sosyalleşmeye, başka bir deyişle toplumsallaşmaya yönelir. Sosyalleşme güdüsünün sonuçlarından birisi de kentleşmedir.
Basın sektörü ise, kentleşmenin ürünlerindendir.
Son yirmi yıldır ahlaksı ve insansı değerlerin ters-düz olduğu, yeniden ölçülendirildiği bir süreç yaşıyoruz. ”Böylesi daha iyi oldu veya yolumuz kötüye doğru” gibi subjektif görüşlerden söz etmeyeceğim.
Ancak toplumun aynası olarak nitelendirilen basının, bu sürece dahil olduğu, süreci yönlendirdiği, toplumla aynılaştığı ve ona ayna tuttuğu kesin.
Türkiye’de 60’lı yıllarda hızlanan kentleşme süreci, topluma yeni bir hareketlilik kazandırırken; Türk basın sektörünü de yeniden yapılanmaya itti.
Kentleşme sürecinde yeni bir okur kitlesi oluştu…
O yıllarda kırsal kesimden büyük şehirlere gerçekleştirilen göçler, Babıali’nin o zamana kadar olan iletişim dilini ve üslubunu da değiştirecekti; çünkü gazetelerin yeni okuru, yani yeni müşterisi artık bu kitle olacaktı.
Bu durumun farkına ilk varanlardan olan Haldun Simavi, 1968 yılında Günaydın gazetesini yayın hayatına sokacak ve böylece –daha sonra boyalı basın olarak da adlandırılacak- çok resimli az yazılı gazeteler dönemini de başlatacaktı.
Öyle ya… Okuma kültürü olmayan bir topluluğa gazete satabilmenin yolu, biraz da görselliği öne çıkarabilmekten geçiyordu.
Okunan gazeteden bakılan gazeteye geçiş, gazetelerin satışlarını yukarıya doğru çekip tiraj patlamaları yaşatırken; o güne kadar kabul gören gazeteciliğin yerleşik kuralları da yavaş yavaş tarih olmaya başlıyor ve yerini yeni kurallara bırakıyordu.
Haber araştırmasının, yerini haber üretimine bırakması, yeni kuralların ilklerinden biriydi. Yabancı dergi veya yayınlardaki ilginç ya da -o günlerin ölçüsünde- erotik resimler alınıyor, altına okuru cezbedecek üslupta metinler yazılıyordu.
Evet, bakılan gazete olmak gazete satışlarını patlatmıştı. Ancak bir gazeteyi sadece çıplak kadın resimleriyle ve -kaza ve cinayet haberlerinin yer aldığı- üçüncü sayfalarla donatmak nereye kadardı. Ekonomik sorunlar vardı, siyaset ülke insanın yaşantısına iyice girmişti ve insanlar bunlardan da haberdar da olmak istiyordu.
İşte burada yeni bir kural işlemeye başladı.
Gazetelerin daha çok okunabilmesi için eylemsi kavramlar yerini, sıfatlara ve zamirlere bırakmaya başladı.
“Bakan istifa etti” yerine “Bakan yolcu”,
“Suriye’de Facebook’a erişim engellendi” yerine “Onlar Facebook’a karşı”. (aynı sürecin yeni örneği) gibi başlıklar, Türk basın hayatına girdi.
Oysa bu tür kavramlar okurda hem kışkırtıcı, hem de yönlendirici etkiler yapıyordu; başka bir deyişle, yorumsuz haber verme biçimi, yorumla karışık bilgi verme şekline dönmüştü.
Ve işin en sevimsiz kısmı da buydu. Türk toplumu habere artık etki altında kalarak ve yönlenmeye maruz bırakılarak ulaşabilecekti.
Yalan-yanlış, doğruluğu kontrol edilmeksizin yazılan haberlerin ise uzun süreli hükmü zaten yoktu; çünkü, insan hafızasının unutkanlık gibi bir eksikliği vardı ve gazetelerin etki ömrü de birkaç günü geçmiyordu.
90’lı yıllara gelindiğinde, gazeteleri yeni bir tehlike bekliyordu: Teknoloji… (!)
Tüm dünyada gelişen teknoloji, doksanlı yıllara gelindiğinde nihayet ülkemizin kapısına da dayanmıştı. O yıllarda henüz dillendirilmeye başlanan bu sihirli sözcük, Türk insanını heyecanlandırıyordu.
Ancak Türk basın dünyası için bir sorun vardı; sektör buna hazır değildi.
O yıllarda dışarıdan gelen ve dövize endeksli pahalı teknoloji, maliyetleri bir anda yukarılara tırmandırdı. Tiraj hastalığı yeniden nüksetmişti.
Ya çağa ayak uyduracaksınız veya…
Yeni tehlikenin ortaya çıkmasıyla gazete işletmeciliğin basit kuralları çalışmaya başladı ve durumu kurtarmanın üç yolu bulundu: Yeni kaynak, tasarruf ve tiraj arttırma.
Yeni kaynak arayışı, gazetelerin el değiştirmesini de beraberinde getirirken, gazetelerin kimlikleri de farklılaşmaya başladı.
Tasarrufun adı ise personel azaltma veya daha niteliksiz insan çalıştırmak olunca, pek çok gazeteci meslek değiştirmek zorunda kaldı. Günümüzde gazetelerin ağırlıklı olarak ajanslardan beslenmesinin temel nedenlerinden biri, tasarruf maksatlı personel azaltılmasıdır. Bu nedenle, gazeteler aynı haberlerle doludur.
Gazete işletmecileri, tirajı yükseltmenin yolunu promosyonda buldular. Gazeteyi okutmak için değil, baktırmak için satma geleneği, gazete ile birlikte çeşitli ürünler dağıtmaya dönüştü. Gazete kuponu toplayarak televizyon, araba, çay, şeker, tava, tencere, pirinç, bulgur, şampuan gibi ürünleri de bedavaya almak, hayatımızın yeni eğlencesi oldu.
Ancak çağa ayak uydurmanın bu olmayacağı, 2000’li yılların başlamasıyla ortaya çıktı. İnternet gazeteciliği ilk başlarda pek ciddiye alınmadıysa da, ilerleyen yıllar bu yeni mecranın hiç de yabana atılmaması gerektiğini söylüyordu.
2000’li yılların ikinci yarısında ise, adına sosyal medya denen yeni bir tür buyurdu sahneye. İşte bu sosyal medya ve internet yayıncılığı, şu günlerde geleneksel gazeteciliğin baş belalılığına soyunmuş durumda.
Bundan sonra neler mi olacak?
İzleyeceğiz…