17.08.2009 15:02:51
“Gazete, insanların hayatlarını bağırarak anlatır ve ülkenin ayakta olduğunun habercisidir.”
Natüralist akımın öncülerinden Fransız yazar Emile Zola’nın, 19. yüzyılda ettiği bu söz, bugünlerde sanki farklı bir anlam kazanır oldu.
Zira bağırılan hayatların çığlığı, günümüz gazetelerine o denli sirayet etti ki, bağırılan hayat adeta gazetelerin kendisininki olmaya başladı.
Peki neyin bağırtısıdır bu, var mıdır sahiden?
Henüz fısıltı halinde olan bir ölüm çığlığı mıdır; ya da tam aksine, bir değişimin, yeni bir doğumun habercisi midir?
Hiçbir şey yoktan var, vardan yok olmuyorsa gerçekten, yeni bir doğum müjdeleniyor bize. Medya değişiyor, değişmeli ve yeniden tanımlamalı kendini. Çünkü görünen o ki, medyada eskiler ve eskiyenler, yerini yenilere bırakıyor.
Geçtiğimiz mayıs ayında, Amerikan Gazeteler Birliği (NAA) Başkanı ve CEO'su John Sturm’un imzasını taşıyan "Gazeteler hakkındaki gerçekler" başlıklı açık mektup, 1500 dernek üyesi gazeteye gönderilerek ücretsiz yayımlanması istendi. Birçok gazete yayımladı da…
Mektup tarzında hazırlanan ilan, gazeteler hakkında mit olarak tanımlanan 7 yanlış inanışa, madde madde cevap veriyordu.
Türkiye’de, haziran ayında Referans gazetesinin sayfasına da taşınan, “ölüm değil dönüşüm” ana fikrinin üzerine kurulu mektupta, 7 yanlış inanış ve bunlara verilen cevapların, ne kadar “gerçek” yanları var, birlikte bakalım:
1- Artık kimse gazete okumuyor.
Gerçek: Hafta içleri her gün 104 milyondan fazla, pazar günleri 115 milyondan fazla yetişkin gazete okuyor. Bu rakamlar, TV'de Super Bowl'u (94 milyon), American Idol'ü (23 milyon) ve tipik bir akşam ana haber bültenini (65 milyon) izleyenlerden fazla.
2- Gençler artık gazete okumuyor.
Gerçek: Ortalama bir haftada 18–24 ve 25-34 yaş grubunun yüzde 61'i gazete okuyor ve geçen hafta gazete okuduğunu veya bir gazete internet sitesine girdiğini söyleyenlerin oranı yüzde 63.
3- Gazete okurluğu düşüyor.
Gerçek: Haftalık ortalama gazete okurluğu 2007–2008 arasında yüzde 0,8 gibi küçük bir oranda geriledi. 2002'deki zirveye oranla gerileme ise yaklaşık yüzde 7. Bunu, sadece 2007'de prime time TV izleme oranındaki yüzde 10'luk düşüşle karşılaştırın. Bu arada gazetelerin internet aylık tekil ziyaretçi sayısı 2004'ten bu yana yüzde 75 artarak 75 milyona ulaştı.
4- Pek çok gazete iflas ediyor.
Gerçek: Gazeteler, bireysel ticari kuruluşlar olarak, kârlı işletmeler olmayı sürdüyorlar. Wall Street uzmanları 2009'da işletme marjının düşük veya orta hanelerde olacağını tahmin ediyorlar. Geçmişteki yüksek seviyelere göre daha az olsa da bu oran pek çok endüstrinin kıskanacağı düzeyde. American Journalism Review'daki makalesinde danışman John Morton şöyle yazmıştı: "Genel olarak, üzerine gidilen gazete endüstrisi zayıflamış olmakla birlikte pek çok ölçüte göre mali sağlığını korumaktadır. İçinde bulunduğumuz ortamda bu bir başarıdır."
5- Gazete ilanları işe yaramıyor.
Gerçek: Google'ın kendi araştırması, tüketicilerin yüzde 58'inin gazetede gördüğü ürünü araştırdığını veya satın aldığını gösteriyor. Google ayrıca, gazete ilanının online reklamı güçlendirdiğini söylüyor. Yüzde 52'nin, bir ürünü gazetede görürse satın alma olasılığı daha fazla.
6- Gazetede yaratıcı seçenek yok.
Gerçek: Gazetelerin sunduğu yaratıcı seçenekler de patlama yaşıyor ve bugün üzerine küçük poşet yapıştırılabilen ilanları, etiket, kokulu, tadılabilen, karanlıkta parlayan ilanları, ortadan yarık tasarımı ve ayrıca etkinlik ve veritabanı pazarlaması, tüketici davranış hedeflemesi, e-posta, e-bülten uygulamalarını içeriyor.
7- Gazeteler olmasa haber ihtiyacını başka yerden giderebilirsin.
Gerçek: Gazeteler diğer tüm mecralardan fazla haberciliğe yatırım yapıyorlar. "Toplamacılar’da okuduğunuz ve diğer mecralardaki çoğu bilgi, gazete kaynaklı. Hiçbir yerel blogger'ın, kamu yararı kuruluşunun veya TV haber kaynağının çabası gazete içeriğinin derinliğine ve genişliğine erişemez.
Sözü edilen veriler, gazetelerin bazı istatistiksel rakamlarda önde olduğunu gösteriyor. Ancak bir gerilemenin başladığı ve bunun da artarak sürebileceği gerçeği, gözden kaçırılmış veya hiç sözü edilmemiş.
TV’lerle yapılan kıyaslamalar ise değişimin gerekliliğine işaret eden bir karşılaştırma değil. Çünkü şimdiki haliyle TV’ler de, eskime trendine girmiş durumda.
Günümüz geleneksel medyasına yapılan yatırımların hızı ise iyice kesilmiş.
Global dünyada trendlerin ve oluşumların çok hızlı yayıldığını unutup, bu konunun sadece ABD’yi ilgilendirdiğini düşünmüyoruz sanırım.
Acaba üstat Zola, bağırılarak anlatılan hayatın, bir gün gazetelerin kendisininki de olabileceğini öngörmüş müydü?
Eğer öngördüyse, ülkenin ayakta olduğunun yeni habercisinin kim, ne veya nasıl bir şey olduğunu da hayal etmiş miydi acaba?