01.09.2010 12:05:00Akşam gazetesinden tanıdığım(ız) Nagehan Alçı 25 Ağustos Cumartesi gecesi TRT Haber’de “Sosyal Medya” isminde yeni bir program sunmaya başladı. Programın içeriği adı gibi sosyal medya ile ilgili. İnterneti ve sosyal ağları çok kullanan birisi olarak ben de programı merakla bekledim ve izledim. Programda (bana göre) çok ilginç bir bölüm vardı. İsmi “Sosyal Medya” olan bu programda sosyal medya resmen harcandı. Sosyal medyanın “Sosyal Medya”da nasıl harcandığına geçmeden önce sosyal medya ile ilgili bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Sosyal medya, internette bulunan; Facebook, YouTube, Friendfeed, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin, anlık mesajlaşma programlarının (MSN, Google Talk) ve blogların bütününe deniyor. Aslında bu siteler tek başlarına hiçbir işe yaramıyorlar. Yani sosyal medya, yukarıda saydığım sitelerdeki içeriğin birbirini takip eden (follow), arkadaş listesine ekleyen ya da yazdıklarına abone olan (rss,atom) kullanıcılar tarafından üretilmesiyle oluşuyor. Bu içerik üretimi çift taraflı ve çoğu zaman eş zamanlı oluyor. Bir kullanıcı internetteki bu sitelerde yazı, resim, fotoğraf veya video paylaşıyor, diğer kullanıcılar da bu içeriğe yorum yapıyor ya da içeriği kendi sayfalarında paylaşıyorlar. Bu paylaşım elden ele, sayfadan sayfaya, duvardan duvara dolaşarak internet denen büyük ağ içinde yayılmaya başlıyor. Bu durumu yani sosyal ağlarda yapılan paylaşımı ve bu paylaşımın yorumlanıp tekrar paylaşılmasını Kelebek Etkisi’ne benzetebiliriz. Kelebek Etkisi(1) matematikte bir kaos kuramıdır. Bu kuram şöyle açıklanıyor: “Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD'de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir “. Bu tanıma göre: herhangi, sıradan, önemsiz bir internet kullanıcısını kelebek olarak düşünürsek, bu kullanıcının sosyal ağlarda veya bloğunda paylaştığı bir içerik kullanıcıdan kullanıcıya yayılarak dünyayı sarsan bir habere dönüşebilir. Bu duruma gösterilebilecek en iyi örneklerden birisi Öykü ve Berk isimli kardeşlerdir. Öykü ve Berk, YouTube paylaşım sitesine yükledikleri “Evlerinin önü boyalı direk” isimli şarkıyı söyledikleri bir videoyla meşhur oldular. Peki nasıl meşhur oldular? YouTube yüklenen bu video önce birkaç kişi tarafından sosyal ağlarda, anlık mesajlaşma programlarında ve bloglarda paylaşıldı. O birkaç kişiyi takip eden başka birkaç kişi de aynı videoyu kendi bloglarında, anlık mesajlaşma programında veya sosyal ağlardaki sayfalarında paylaştı. Sonra başka birkaç kişi ve sonra başka birkaç kişi daha… Böylece, o ana kadar ülke çapında tanımayan bu iki kardeş sosyal medya sayesinde tüm Türkiye tarafından tanındılar. Öykü ve Berk masum bir örnek. Yani zararsız, kimseyi rahatsız etmeyen bir sosyal medya olayı. Bunun bir de zararlıları var. Zararlı derken, yayılan içeriğin doğuracağı sonuçlardan söz ediyorum. En çok da hükümetler/devletler için…
Medya halk için önemli olduğu kadar hükümetler/devletler için de önemlidir. Fakat halk ve hükümetin/devletin medyaya yaklaşımı farklıdır. Halk, ülke ile ilgili olup biten her şeyi öğrenmek isterken, hükümetler/devletler halkın her şeyi öğrenmesini istemezler. Ayrıca hükümetler/devletler kendi ideolojilerine, görüşlerine, düşüncelerine ters olan sesleri kesmek isterler. Bunu yapmak için de ellerindeki gücü kullanır, halkın tek haber kaynağı olan medyayı; gazete, dergi, radyo ve televizyonu baskı altına alırlar. Hükümetlerin/devletlerin medyaya bu baskıyı yapabilmelerine olanak sağlayan şey, ülkede yayın yapan medya organlarının medya dışında başka ticari işlerle de uğraşmasıdır. Çoğu medya organının yayın hayatına devam edebilmesi yaptıkları diğer ticari işlere bağlıdır. Medya organlarının, medya dışında yaptıkları ticari hayatlarının ve dolayısıyla da yayınlarının devamlılığı hükümetlerle iyi geçinmelerine bağlıdır. İşte tam burada hükümetler/devletler için kontrol edilemeyen, baskı altına alınamayan bir medya ortaya çıkıyor: Sosyal medya! Çünkü sosyal medya geleneksel medya gibi değildir. Sosyal medyadaki içeriği bireyler oluşturur. Bir medya organı ticari hayatını, yayınının devamlılığını riske atmamak için kendisine sansür uygular ama sosyal medyadaki bir kullanıcı bunu yapmaz. Çünkü sosyal medya kullanıcısının herhangi bir çıkarı ve riski yoktur. Hükümetler/devletler internet kullanıcılarını geleneksel medya gibi baskı altına alamazlar. Hükümetlerin/devletlerin yapabilecekleri tek eylem internet sansürleridir. Fakat internet sansürü geleneksel medyaya yapılan sansür gibi değildir. Geleneksel medya kendisine yapılan, yaptırılan sansüre ses çıkaramazken, internet kullanıcılarının sesi oldukça gür çıkar. Hükümetler/devletler halktan gelecek tepkiler nedeniyle tüm interneti toptan sansürleyemezler. Çünkü uygulanan yasaklar ve sansürler, hükümetlerin/devletlerin hem kendi hem de dünyadaki diğer halklar gözünde “faşist” olarak algılanmasına neden olur. Hükümetlerin/devletlerin bu algıyı yok etmelerinin tek yolu sansürü veya yasağı haklı gösterebilmektir. Eğer bu sağlanırsa uygulanacak sansür veya yasak için halkın desteği alınmış olur ve böylece sansür veya yasaklar halkın gözüne normal, haklı ve gerekli olarak görünür. İnterneti kontrol altına alabilmenin ve internet sansürlerini haklı gösterebilmenin yolu interneti tehlikeli ve korkutucu göstermektir.
Şimdi TRT HABER’de yayınlanan “Sosyal Medya” programının sosyal medyayı nasıl harcadığına (nihayet) geleyim. Programın konukları Radikal Gazetesi Teknoloji Editörü M. Serdar Kuzuloğlu ve NTV Yazı İşleri Programını Sunan Mirgün Cabas idi. Nagehan Alçı konuklarıyla sosyal medyayla hakkında sohbet ederken “Facebook ile ilgili bir VTR’miz var” dedi ve bize yani izleyiciye Facebook aracılığıyla işlenen cinayetlerin, kavgaların anlatıldığı, Facebook’un ve dolayısıyla da internetin ne kadar kötü bir yer olduğunu anlatan bir video izletildi. İzlediğim bu videodaki haber için pek endişelenmedim. Çünkü düşündüm ki, o videodan sonra konuklarla Facebook cinayetleri tartışılacak, haberdeki olayın Facebook’la ve internetle ilgili olmadığı, haberde yaşanan olayların günlük hayatımızdaki her mecrada ve her an yaşanabileceğini söylenecek sandım. Ama olmadı, o videodan sonra Facebook’la ilgili hiçbir şey konuşulmadı. Hayal kırıklığına uğradım! Özellikle de konuklardan Serdar Kuzuloğlu’nun bu durumla ilgili hiçbir şey söylememesi beni çok şaşırttı! Biz ki Serdar Kuzuloğlu’nu “İnternet ekipler amiri” olarak biliyoruz. Amir böyle yaparsa memur ne yapsın? İsmi “Sosyal Medya” olan bu programda sosyal medya harcandı! Belki kimsenin dikkatini çekmedi, belki gözden kaçtı… Bu programı izleyen ama internetle arası pek olmayan, interneti kullanmayan ebeveynlerin gözünde internet ve sosyal medya özellikle de Facebook çocukları için çok kötü bir ortam olarak gösterildi. Bu programı izleyen ve o videoyla korkutulan ailelere “İnternet sansürlerine nasıl bakıyorsunuz?” diye sorsak ne cevap verirler?
(1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Kelebek_Etkisi_%28matematik%29