10.02.2010 11:17:25
20.yüzyılın ilk yarısının sihirli sözcüğü, sihir kutusudur radyo. 19.yüzyılın ikinci yarısında başlanan geliştirme çalışmaları, bir sonraki yüzyılın ilk çeyreğinde, radyonun toplumla buluşmasına kadar süregelmiş.
Günümüzün orta yaş ve üzerindeki insanları, radyonun çikolatada tadındaki hazzını iyi bilirler. Bambaşka dünyaları yaşatmıştır radyo onlara.
Peki, şimdiki nesil için radyonun anlamı nedir?
“Mucize. Tanımadığınız bir insanın, başka bir yerdeki sesi, bir kutu aracılığıyla bana geliyor ve onu dinliyorum. Seçenek çok. TV’yi izlemek zorundasın, radyoda ise bağımlılık yok. Yürürken, araba kullanırken, yemek yerken, arkadaşlarında sohbet ederken, her yerde dinleyebilirsin. TV’ye göre daha samimi geliyor. Yalın. Sadece sesi ve anlatılanı dinliyorsun, anlatanı görmeden. Kulağınla seçiyorsun; anlatan ve anlatılan, onu dinlemen için seni ikna ediyor veya edemiyor...”
22 yaşındaki genç bir insanın, üzerinde hiç de öyle uzun uzadıya düşünmeden, ilk aklına gelenleri dillendirdiği, radyoya dair yorumları böyle.
Dikkatimi çekiyor. İnternet olsun, cep telefonu olsun, artık başka mecraların içerisine sıkıştırılarak dinlenmeye sunulmuş olsa bile radyo, hala bir kutu olma duygusunu, genç kuşaklarda dahi sürdürüyor.
Diğer mecralara göre ayırıcı özellikleri vardır radyonun. Gerek yapımcıları gerekse dinleyicileri açısından bunların neler olduğunu, Dr. Nejat Çetinok, “Radyo Bilgisi” kitabında anlatmış, paylaşıyorum:
İmgeleme yaratır: Düş gücünde resimler oluşturur. Bu imgesel resimler, uygun ses efektleri, teknik efektler ve uygun müziklerle dinleyiciye çok inandırıcı gelmektedir.
Hızlıdır: Yurtta ve dünyada olup biten her gelişmeyi, sesli kutudan hemen duymak mümkündür. Olay yerine canlı bağlantılar yapıp ses aktarımları kolayca gerçekleştirilebilir.
Yönlendiricidir: Günün her anında olay gerçekleşirken, buna herhangi yer ve koşulda, tam zamanlı ulaşmak ve yorum getirmek mümkün olduğundan, sıcağı sıcağına dinleyicileri yönlendirmek mümkündür.
Oluşturma ve yayın maliyeti daha düşüktür: Bir TV istasyonu kurup yayın yapmaya ya da bir gazete/dergi çıkartmaya kıyasla bir radyo istasyonu oluşturmak ve yayın yapmak, öteki uğraşlara göre daha ucuza mal edilir.
Yayıncının anlaşılır olması gerekir: Dinleyici, programları yalnızca duymakla/işitmekle yetinemez; onları dinlemeli, kavramalı ve anlamalıdır. Dolayısıyla etkisi tam zamanlıdır, aynı anda gerçekleşmektedir; yayını durdurma ya da yeniden dinleme olanağı yoktur. Bu yüzden yayıncının anında anlaşılır olması gerekmektedir. Dinlenebilmek için yayıncı, günün saatlerini dinleyicilere göre iyi değerlendirmeli ve ona göre ayarlamalıdır. Program konularını ve içeriklerini hedef dinler kitleye ve günün saatlerine göre düzenlemelidir.
Yayıncı hedef gözetir: Radyo programı yapımcısı, dinleyicisini seçer ve onun dinlemek istediği şeyleri yayımlar.
“Sana” seslenir, kişiseldir: Gözlerinizi kapadığınızda yanınızda, (sanki sadece size seslenen) bir ses sizi sarmalar. Kişiler arası bir iletişim yaşıyor gibi olursunuz. “Sizinle konuşur gibi kullanılan bir insan sesinin gücü sayesinde radyo, hem yüreklerde hem de beyinlerde kalıcı bir etki bırakır” (Ragıp Duran)
Türkiye’de binin üzerinde yerel, bölgesel ve ulusal radyo kanalı var. Nereden baksanız, yüksek etkili ve hedefe yönelik, ayrıca hedef kitleye kolayca ulaşabilir bir mecra. Bu nedenlerle, radyonun reklam pastasındaki payının neden hak ettiği büyüklükte olmadığını hiç anlamamışımdır.
Diğer mecralardaki kadar sağlıklı ölçümlemeler yapılmamasından dolayı, reklam verenin radyoya ısınamadığını ve yeterince tercih etmediğini biliyorum.
Ancak yine de radyo gibi mucize bir mecranın, reklamcılar tarafından daha etkin kullanılması gerektiği kanısındayım.